İçeriğe atla

Çiçek Anı

Bir ay çiçeğine bakıp, sadece ‘bakıp’ ağlayabilmek.

Daha bir saniye önce beynimde bambaşka düşünceler vardı oysa. Gidilecek onca kilometrelik yol vardı mesela, yapacak bir çok iş vardı…

Sonra birden yolun kenarında tarlasından topladığı mis kokulu domatesleri satan amcayı görüp durmayı, bir kaç kilo almayı düşünmüştüm. Sanırım son saniye beynimdeki tek düşünce buydu.

Hava karanlıktı, domates tarlasına doğru bir şey dikkatimi çekti ve oraya baktım. Bir kaç adım uzağımda kocaman, en az bir dolunay kadar kocaman, yanık sarı renkte, hemen hemen benim boylarımda bir çiçek.

Ay çiçeği.

Dokundum.

O ‘an’ bir şey oldu, nasıl desem, yalnızca bir kaç saniye süren ancak algıda upuzun bir zaman dilimi. Dünyadaki bütün duygu çeşitlerini toplayıp birileri kalbime soktu sanki…Ve o ‘an’ güğsüme dolan ani duygu yoğunluğunun etkisiyle, kocaman bir ay çiçeğine bakarken ben, ağlıyordum. Bambaşka bir iletişim boyutuydu sanki, tarifsiz…

Bu çiçek ‘an’ı nı asla unutamam.

O zamandan beri uzun yolculuğa çıktığımda ne zaman bir ay çiçeği tarlası görsem durup içine dalmak isterim.

Bunca kalabalık içinde duygulardan yoksun yaşamak yerine, çiçek kalabalığında başım dönsün isterim…

Bazen durup bakıyorum çevreme, sokaklara, caddelere. İnsanlar artık duygularını bir kenara bırakmış,  yerini bambaşka şeyler almış.

Yüzbinlerce insan yığını, boş gözlerle ordan oraya koşturuyor, ancak gittiği her yerde “check in” yapmayı ihmal etmiyor.

Aç çocukları televizyonda seyrediyor, facebook’ta acıyan yorumlar yazmayı ihmal etmiyor ama ne gariptir ki fotoğrafını çekmediği yemeği yemiyor…

Ne diyordum?

Kocaman bir ay çiçeği diyordum bana şu an bile bunca insani hissi hatırlatan…

En az bir dolunay kadar kocaman,

Yanık sarı renkte.

 

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: