İçeriğe atla

Beypazarı Güncesi

Mavikuş yıllık iznini alır almaz yollara düştük.
 Hep hayalimizdi bir gün valizimizi hazırlayıp yollara düşmek, bir orayı bir burayı  gezmek yeni yerler keşfetmek…Sırtına bir çanta, birde fotoğraf makinesi…
5 yıldızlı bir otele kapanıp binlerce parayı oraya bayılmak, mideyi şişirmek, dört duvarın içini tatil bilmek bana

hep yanlış gelmiştir… hele de böyle bir zamanda!

İlk durağımız Ankara oldu. Düğünden sonra ilk kez ailemi gördüm…
Memleketime gelir gelmez, hazır hafta sonunu da yakalamışken, yolumuz Beypazarı’na düştü.
Ramazan olduğu için kalabalık olacağını düşünmüştüm ama öyle olmadı, tam tersine bölge müzesi bile kapalıydı, sokaklar bomboştu…
Beypazarı Ankara şehir merkezine 100km uzaklıkta bulunuyor.
Bölge havucuyla, 80 katlı baklavasıyla, kurusuyla, kuzu kapamasıyla, telkârisiyle ve tabii maden suyuyla ün kazanmış.
merkezinde kocaman bir havuç heykeli var, yer yer gümüş çarşıları görüyorsunuz.
Bu fotoğraf orada gördüğüm en büyük gümüş çarşısının girişinden.

 

Burada yüzlerce telkâri örneği bulmanız ve satın almanız mümkün, işte birkaçı…
aşağıdakine bayıldım, telkâriden minyatür masa sandalye…
Beypazarı’nın eski orijinal halini ve yeni halini seyredebileceğiniz bir tepe bulunuyor.
Hıdırlık Tepesi…

 

Aşağıdaki fotoğrafta en tepede görülen yer ve Hıdırlık Tepesinden çektiğim bir kaç fotoğraf…

 

Hep düşünürdüm eski Ankara evleriyle Safranbolu evleri neden bu kadar benzer diye, hatta neredeyse aynılar.
Meğer zamanında Safranbolu’dan ustalar getirilmiş Ankara’ da güzel evler inşa etsinler diye.
Ne hoş değil mi?
Yeni yapılan binalar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim yalnız…Anladığım kadarıyla bu güzellik birkaç yıl sonra iyice bozulacak. Bölgenin diğer bir tarafında betonarme ve çok katlı bir sürü bina yükselmiş, ve yükseliyor.
Örneğin bu fotoğrafa bir bakın…kim der bura Beypazarı diye?

Ve gezmeyi çok istediğim fakat her nedense kapalı olduğu için gezemediğim kent tarihi müzesi…

 

Bölgede el sanatı ürünlerin satıldığı çarşılar da var.

 

 

 

 

Buradaki kadınlar kocamaaaann yemeniler örtüyorlar. Fotoğrafta gördüğünüz desen ve renklerde neredeyse bacaklarına kadar gelen yemeniler…
Hani bildiğimiz sofra bezi deseni vardır ya geyikli filan, işte öyle desenler ve gösterişli renklerde yemeniler.

 

 

 Her yere kocaman tabelalar koymuşlar Beypazarı Doğal Maden Suyu Fabrikası’na gider diye.
Bizde merak ettik belki gezme imkanı buluruz dedik, hatta ben bayağı bir heveslendim ama 6km yol kat ettikten sonra fabrikanın girişine ulaştığımızda ‘valla gezecek fazla bir şey yok hatta hiç bir şey yok’ diyen abiler son derece açık sözlüydü:)
dolayısıyla fabrikayı gezemedik, oradan bir kaç kasa maden suyu satın alabildik ancak.
Ve iftar için yer arayışı içindeyken tesadüfen bir yer bulduk.
Zindancık diye bir yer.
Eğer Beypazarı’na yolunuz düşer de yöresel lezzetleri tatmak isterseniz mutlaka Zindancık’ a uğrayın derim. Kocaman ağaçlarla dolu bir bahçe, mütevazi bir ortam ve lezzetli yöresel yemekler.
Başta kuzu kapama geliyor. İşte bakınız tam da böyle bir şey,

 

Beypazarı’ndan Ankara şehir merkezine dönüşte Ayaş’tan geçiyorsunuz. Sağda solda domates tarlaları uzanıyor. Ve aracınızı hemen sağa çekip herhangi bir çiftçiden nefis Ayaş domatesleri satın almayı unutmayın. Genelde kasayla satılıyor ve çooook lezzetli. Mesela ben üç gündür sadece domates yiyip duruyorum;)
Gülücükle…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.